Meryem Deniz Şencan
22 Temmuz 2026•Güncelleme: 23 Temmuz 2026
İklim değişikliği son yıllarda "küresel tehdit" olarak tanımlandıkça, çözüm arayışı da yeni bir sözlükle birlikte geldi: karbon fiyatlandırması, emisyon ticareti, karbon denkleştirme, net sıfır, doğa odaklı çözümler. Bu sözlüğün üzerine kurulan ekonomik modelin adı ise "yeşil kapitalizm." Kimileri bunu, piyasa ve teknoloji aracılığıyla çevre sorunlarını çözebilecek, hatta bir sonraki sanayi devrimini tetikleyebilecek bir kazan-kazan modeli olarak görüyor. Kimileri içinse ekonomik büyümeyi sınırlamanın kapitalizmin doğasına aykırı olduğu, dolayısıyla bu başlık altında yürütülen projelerin anlatıldığı kadar işe yaramadığı savunuluyor.
Tartışmanın merkezinde bir simetri var: Küresel ısınmadan en çok sorumlu tutulan ülkeler, aynı zamanda çözüm konusunda en dayatmacı politikaları izleyen ülkeler. Sera gazı salımında başı çeken ABD, Çin ve Avrupa ülkeleri iklim krizi için milyarlarca dolar yatırım yaparken, tarihsel ağır sanayi hamleleri ve bugün hâlâ süren katkıları nedeniyle eleştiriliyor. Üstelik bu maliyetin önemli bir kısmının başka ülkelere çıkarıldığı yönündeki itiraz da tartışmanın alt başlıklarından biri.
Rakamlar, taahhütlerle sahadaki tablo arasındaki makası görünür kılıyor. Oil Change International'ın "İklim Kaosunu Finanse Etmek" raporuna göre, 2050'ye kadar net sıfır emisyonu hedefleyen Paris Anlaşması'nın imzalanmasının ardından 60 uluslararası özel banka fosil yakıt sektörüne yaklaşık 5,5 trilyon dolar finansman sağladı. Avrupa Komisyonu'nun incelemesinde ise şirketlerin "yeşil çözümlerinin" yüzde 53,3'ünün muğlak, yanıltıcı ya da asılsız olduğu, yaklaşık yüzde 40'ının da uygulanabilirliğinin ispatlanmadığı tespit edildi.
Uzmanlar ikiye bölünmüş durumda. Berklee College of Music'ten Profesör Victor Wallis, sınırlı kaynaklara sahip bir gezegende sürekli genişlemeye eğilimli bir sistemin çözüm üretemeyeceğini savunarak "yeşil" ile "kapitalizmin" birbiriyle çatışan iki kavram olduğunu, birleştirilmelerinin bir sahtekârlık ürettiğini ileri sürüyor. Potsdam İklim Etkileri Araştırma Enstitüsü'nden Profesör Johan Rockström ise AB ve BM gibi yapıların çalışmalarına hız vermesi hâlinde krizin önüne geçilebileceği görüşünde; yeni teknolojilerle yenilenebilir enerjinin artık fosil yakıt üretiminden daha ucuz hâle geldiğini belirtiyor.
Oklar en çok da petrol şirketlerine yöneliyor. Global Witness'tan Alice Harrison, büyük fosil yakıt şirketlerinin güneş enerjisi santralleri ya da elektrikli araç reklamlarıyla kendilerini çevre dostu göstermeye çalıştığını, oysa bu alanlara ayrılan payın toplam yatırımlarının çok küçük bir bölümü olduğunu söylüyor. Carbon Tracker'dan Mike Coffin ise şirketlerin etkilerini azaltmaya çalışsa bile bunu yatırımcılarına en yüksek kârı sağlayacak biçimde yaptığını kaydediyor. Yalnızca geçen yıl COP müzakerelerine fosil yakıt endüstrisi adına 600'den fazla temsilcinin katılmış olması ise tartışmanın masaya kimin oturduğu boyutunu gündemde tutuyor.
İklim politikalarından tartışmalı doğa odaklı çözümlere küresel ısınmayla mücadeledeki “samimiyet”
İklim değişikliğinin olumsuz etkilerini azaltmak için ülkeler ve şirketler yenilenebilir enerji ve karbon ticareti gibi "doğa odaklı çözümler" ürettiğini iddia ederken bu uygulamaların "samimiyeti ve bir aldatmaca olup olmadığı" tartışılıyor.
Dünyada küresel ısınmadan en çok sorumlu ülkelerin aynı zamanda bu sorunun çözümünde en dayatmacı politikaları izlemeleri dikkati çekiyor. Zira bu ülkelerin kendilerinin ürettiği bu sorunun maliyetinin önemli kısmını başka ülkelere çıkarma eğilimi bu husustaki diğer alt başlıklardan biri olarak biliniyor.
Yeşil kapitalizm: İklim değişikliğinin çözümü mü, gelir getiren yeni aldatmaca mı?
İklim krizinin çözümünde fosil yakıt kullanımını bırakmayı öneren "yeşil politika" geliştiren ülke ve şirketlerin, bunu "yeşil kapitalizm" adı altında gelir kapısına dönüştürdüğü değerlendiriliyor.
İnsanlık, iklim değişikliğinin son yıllarda küresel tehdit olarak tanımlanmasıyla bu tehdidin çözümünü yeni bir terminolojide ararken kimilerine göre muğlak olan, kimilerine göre ise yeni bir geçim kapısına dönüşen "yeşil kapitalizmin" ürettiği çözümlerin sonuç odaklı olup olmayacağı ise bilinmiyor.
Petrol şirketlerinin "göz boyayan" politikalarından iklim krizine "sıfır" katkı
Petrol şirketlerinin ürün ve politikalarının çevre üzerindeki etkilerini tüketicileri yanıltarak "çevre dostu" olarak tanımlamaları "yeşil aklama" şeklinde nitelendiriliyor.
İklim değişikliğinin çözümünde oklar başta petrol şirketleri olmak üzere krizin sorumlularına yöneliyor. Şirketler, bu konuda sorumluluk almaya, karbon salımlarını azaltmaya ve sürdürülebilir politikalara geçmeye söz verirken, aynı zamanda "mış gibi" yapmakla suçlanıyor.